REDSTONE FRANCHISE BAŞVURUSU YAPMAK İÇİN HEMEN TIKLAYIN! Uluslararası ve %100 Türk Sermayeli Gayrimenkul Franchise Şirketi
Makaleler

İlkbaharı Beş Geçe

Sponsor Reklam
Gamas Proje Taşımacılık Ltd. Şti.

Soyut bir kavram olsaydınız ne olmak isterdiniz? Sevgi, aşk, umut, neşe, keder, iyilik, kötülük, insanlık… Ben ‘heves’ olmak isterdim. Kırk bir şair bir araya gelse de hevesin kanatlarına dizseler sözcüklerin çıtkırıldım hülyalarını. Ya bir nesne olsaydınız kendinizi hangi resme bürümek isterdiniz? Ben ‘heybe’ olmak isterdim; herkes kendinden bir parça bende taşısın diye. Pekâlâ bir çiçek olmak isteseydiniz hangi isimle size seslenilmesini isterdiniz? Menekşe, lale, gül, zambak, sardunya, kardelen, gelincik, karanfil, nilüfer, kaktüs, kahkaha çiçeği, çuha çiçeği, küpe çiçeği… Ben ‘günebakan’ çiçeği olmak isterdim. Yüzüm hep güneşe dönük, yolum kuşlara uğrak olsun diye.

Dört mevsimin dördü de bizim. Ayrı ayrı güzelliği, ayrı ayrı inceliği var her birinin. Velakin her gönlün teli farklı, lafzı başka.Bir çiçeğin vakti diğerinden ayrı. Kardelen kışı sever, sardunya baharı. Değiştirsek mevsimlerini yaşarlar mı? Ama insan öyle mi, dört mevsim tutunmak zorunda hayata. Yazı da var kışı da, böreği de var hayatın küreği de. İlkbahar güzel mevsimdir. Benim ise ömrümdeki en zor, en heyecanlı, ve de sürprizlerle dolu en ilginç ilkbahardı. Çiçeklerimin topraklarını ve saksılarını değiştiremeden düşme sonucunda birçok programımı değiştirmek zorunda kaldım. Kaburgamda beş kırık, ve de sağ akciğerime göğüs tüpü takılması sonucu ilkbahar güzelliklerinin bir kısmından maalesef mahrum kaldım. Doğanın uyanışı oldum olası beni çok etkiler. Doğa yürüyüşlerine ve keşiflerine katılamamanın burukluğuyla yaza girdim, bu da bir şeydir; çok şükür hâlen hisseden bir kalbim, gören bir gözüm ve yazan parmaklarım var. Heyecanı ve sürprizi ise şiirlere saklıyorum izninizle, bakalım hangi yaramıza hangi merhem iyi gelecek.

Benim sıkıcı hayatımdan bu kadar, biraz da bene ve bize dokunan güzel şeylerden bahsedeyim. Yapı Kredi Yayınları şiir kitaplarının etiket fiyatlarını seviyorum. Fiyat uygun olunca birkaç kitap fazladan alıp okuma listesi hazırlama daha kolay oluyor. Cemal Süreya’nın ‘Üstü Kalsın’ seçme şiirleri (25.baskı) Gülten Akın’ın ‘Deli Kızın Türküsü’ seçme şiirleri (7.baskı) ağrılarıma iyi geldi diyebilirim. Her ne kadar bildiğimiz ve okuduğumuz şiirler olmasına rağmen, iyi şiir her zaman kendini okutuyor. Gülten Akın’ın ‘Sevi Dizeleri’ni  ise okumaktan ziyade kanıma, canıma çektim. ‘’Özlemi beş geçe de / Ölüme yarım kala / Uslu dost dalgın yörük / Bir yol da bize uğra / Okşadın düzledin dağları / Biçtin dağıttın yelleri / Güzel dost çılgın yörük / Bir yol da bize uğra’’ kanıma çektiğim bir diğer şiir de Cemal Süreya’nın ‘İşte Tam Bu Saatlerde’si ‘İşte tam bu saatlerde bir yara gibidir su / Yeni deşilmiş uçlarında sokakların, küçük uçlarında. / Senin güneş sarnıcı gözlerin / Ölüm yası içindeki bir evde / Olmaması gereken bir şey gibi, kırılan bir ayna gibi. / Bu saatlerde’’

Şiir sıkıntıya gelmez, özgürlüğünü arar, ama bir sıkıntıya, soruna da en güzel şiirle sokulabilirsiniz. Dilruba Nuray Erenler ve Metin Kaya da şiirle sokuldular Mayıs serinliğime. İnsan olarak da, şair olarak da değer verdiğim iki güzel insanın yeni eserleri beni ziyadesiyle mutlu etti. D.Nuray Erenler’in ‘Sürela’sı, Metin Kaya’nın ‘Hangi Düşün Tekrarıyım’ her ikisi de üçüncü kitap. Her iki kitabın da ortak özelliği nefes alıyor olmaları. Direngen, hayata tutunan, insana tutunan, ben merkezli değil, biz merkezli şiirler. Metin Kaya’nın kitaptaki anne şiirleri ayrı bir bölüm olarak ele alınabilir. Anneler ağıdı yükseliyor Kaya’nın coğrafyasında ve yeryüzünün utanç sularında. ‘Annem ve Kapı’ şiiri, şiirden ziyade sevgi dolu bir oğul. Neyi anlattığınız değil, nasıl anlattığınız önemli deriz ya hep, ortak bir payda, ortak bir düşünce olduğuna inandığım bu düşünce ‘Annem ve Kapı’ şiirinde doruk noktasında. ‘Gecenin aklında kalan / Bir kapı / Bir tokmak / Bir de annem’’ D.Nuray Erenler ve Metin Kaya şiirlerinin ortak bir diğer özelliği de poetika. Biçemleri her iki şairin de kendine özgü. ‘Düğümlere Üfleyen Kadınlar -1’ şiiri, fikrimce Erenler’in biçemini ve duruşunu yansıtan kitaptaki en etkili şiirlerden bir tanesi. ‘’Bu senin gözlerin sevgilim çöl sığıntısı veren / Kırık bir uzunhava’’ içinde kum tepeleri yer değiştiriyor Erenler’in. Sadece kum tepeleri mi, dalgalar, denizler, rüzgâr da yer değiştiriyor. Yer değiştirmeyen iki şey var yalnız: İnsan ve şiir. D.Nuray Erenler’in kalbi de usu da güzellik ve esenlik çiçeği. Keza Metin Kaya’nın da öyle. Her iki eserinde yolu ve bahtı açık…

Son olarak Keşke Dergisi’nin Mayıs-Haziran sayısı hakkında birkaç kelam paylaşacağım. 23.sayıya ulaşan Keşke, ‘Tiyatro ve Edebiyat’ dosya konusu ile okur karşısına çıkıyor. Keşke’de son 3-4 sayıdır her sayıda faklı bir editör göze çarpıyor, bu sayının editörleri Cihan Deniz ve Hakan Hüseyin Gül. Tiyatroyla yakından ilgili iki ismin dosya konusunu da göz önünde bulundurursak editörlüğü üstlenmeleri yerinde bir karar. (Her sayıda farklı editör bizim dergiciliğimizde çokça rastlanan bir durum olmamasına rağmen hoşuma gittiğini belirtmek isterim, dayanışma ve dostluğun edebiyattaki rolünü de bu davranış yeniden gündeme getirebilir, kendi içinde farklı sebepleri olsa da bu durum düşüncelerimi geçersiz kılmaz) bu sayıda Cenan Çamyurdu, Kadir Yüksel ve Haldun Dormen söyleşileri dikkat çekiyor. Derginin önemli köşelerinden  ‘Pencere’de, Muzaffer Erdost’un 23 Aralık 1956 tarihli Pazar Postasında yayımlanan ‘Bir Şey Söylemeyen Şiir’ yazısı yer alıyor. ‘Çok Kısa’ köşesi de özellikle genç isimlerin eserlerini gönderdiği bir köşe. İki yüz kelimeyi geçmeyen kısa öykü ve yazıların yer aldığı köşe, gelecek vaat eden kalemlerle şenleniyor.  Şiir ve yazıların da geniş yer tuttuğu sayıda derginin daimi yazarlarının yanı sıra yeni imzalar da dikkat çekiyor.

Soruyla başladık yazıya soruyla bitirelim yine. Bir hikâye istenseydi sizden, nasıl bir hikâye hayal ederdiniz? Ben bu defa kaçamak cevap vermeyi yeğleyeceğim. Haruki Nurakami, ‘Her hikâyenin anlatılacak bir zamanı vardır’ der. Ben anlatmaktan ziyade yazmayı tercih eden birisi olarak hikâyenin insandan, insanın hikâyeden cesaret aldığını düşünürüm. Cesaretiniz varsa ‘heves’de sizsiniz, ‘heybe’de sizsiniz, ‘günebakan çiçeği’de. Yüzünüz güneşe, yolunuz kuşlara uğrak olsun.

Engin Hamamcı, Haziran 2017

Engin Hamamcı

Engin Hamamcı 1982 Giresun Doğumlu. 1989 yılında eğitim hayatına başlamak amacıyla Gebze – Kocaeli’ye yerleşti. Halen Gebze’de ikamet etmekte. 2004 yılında T.C Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. 2006 yılından itibaren özel bir şirkette Muhasebe Şefi olarak görev yapmakta. Engin Hamamcı’nın ilk şiirleri 2003 yılında Gebze’nin yerel günlük gazetelerinde yayınlanmaya başladı. Ayrıca Keşke, Kasaba Sanat, Varlık, Berfin Bahar, Akatalpa, Kar Sanat, Tay Dergisi, Hayal Dergisi, LacivertSanat, Yaşayan Yarın, Mortaka, Demir Leblebi ,Antalya Sanat v.s dergilerde şiir ve yazıları yayımlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Aynı zamanda analitik çerezler de kullanıyoruz. Çerezleri reddetmek istiyorsanız buraya tıklayınız. View more
OKUDUM